Beyaz yazılar...

7/11/2007 - RAHMAN

Kategori: tefsir

55. Rahmân Sûresi

DÖNEMİ BELİRSİZ
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA

RAHMÂN,
Bu Kur’an'ı [insana] öğretti
O, insanı yarattı:
ona açık ve berrak şekilde düşünmeyi ve konuşmayı öğretti.1
Güneş ve ay [O'nun buyruğu doğrultusunda] kendileri için belirlenen yörüngelerde2 akarlar;
yıldızlar ve ağaçlar [O'nun önünde] yere kapanırlar.
Ve O, gökleri yükseltti ve [her şey için] bir ölçü koydu3
ki [siz, ey insanlar,] asla [doğruluk ve haklılık] ölçüsünden şaşmayasınız:
öyleyse [yaptıklarınızı] adaletle tartın ve ölçüyü eksik tutmayın!
10 O, yeri, bütün canlı varlıklar için genişletip yaymıştır,
11 üzerinde meyveler ve salkım salkım hurma ağaçlarıyla
12 ve filizlenip dal veren tohumları ve hoş kokulu bitkileriyle.
13 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?4
14 O, insanı çömlek gibi pişmiş çamurdan yarattı,5
15 halbuki görünmez varlıkları/cinnleri şaşırtıcı/şaşkınlık verici bir ateş alevinden6 yaratmıştır.
16 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
17 [O,] gündoğumunun en uzak iki noktasının ve günbatımının en uzak iki noktasının7 Rabbi[dir].
18 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
19 O, birbirlerine kavuşup karışabilmeleri için iki büyük su kütlesini serbest bırakmıştır:
20 [ama] aralarında aşamayacakları bir engel var.8
21 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
22 Bu [su kütle]lerinin ikisinden büyüklü küçüklü inciler çıkar.
23 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
24 Ve [hareket halindeki] dağlar gibi denizler üzerinde9 yüzüp giden kocaman gemiler O'nundur.
25 Peki, öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
26 Göklerde ve yerde var olan her şey10 yok olup gitmeye mahkumdur:
27 İhtişam sahibi ve kerîm olan Rabbinizin Zâtı11 sonsuza dek kalıcıdır.
28 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
29 Göklerde ve yerdeki bütün mevcudat O(nun kanunları)na tâbidir:12 [ve] O, her gün kendini bambaşka [şaşkınlık verici] bir yolla ifade eder.
30 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?

31 [BİR GÜN] sizden hesap soracağız,13 siz ey günah yüklü çift!14
32 Bu durumda, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
33 Siz ey görünmez varlıklar[ın]/cinnler[in] ve insanlar[ın şerlileriy]le bir arada yaşayanlar!15 Eğer göklerin ve yerin ötelerine geçebileceğinizi [düşünüyorsanız],16 haydi geçin! [Ama] onların ötesine geçemezsiniz, [Allah'tan] bir yardım olmazsa!17
34 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
35 Bir ateş alevi ve duman üzerinize salınacak ve hiçbir yardım görmeyeceksiniz!
36 Bu durumda, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
37 Gök parça parça yarıldığı ve [yanık] yağ gibi kızıllaştığı zaman:18
38 Hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
39 O Gün ne insana ne de görünmez varlığa/cinne günahları hakkında bir şey sorulacaktır.19
40 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
41 Bütün günaha gömülüp gitmiş olanlar işaretlerinden tanınacak ve alınları ile ayaklarından yakalanacaklar!20
42 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
43 İşte bu, günaha gömülmüş olanların1 [şimdi] yalanladıkları cehennemdir:
44 onlar, cehennem ile [kendi] yakıcı ümitsizlikleri arasında gidip gelecekler!21
45 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?

46 RABLERİNİN huzuruna korku içinde çıkanlar için iki [cennet] bahçe[si hazırlanmıştır:]22
47 Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
48 Türlü türlü harika renkler23 [ile bezenmiş iki bahçe].
49 Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
50 Bu iki [bahçenin her birin]de iki çeşme akacak.24
51 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
52 İkisinde de her meyveden iki cins bulunacak.25
53 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
54 [İşte böyle bir cennette, kutsananlar] atlastan dokunmuş halılara uzanarak26 [hayat sürecekler]; ve bu iki bahçenin meyvesi kolayca erişebilecekleri yerde bulunacak.
55 Öyleyse, Rabbinizin hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz?
56 Bu [bahçe]lerde, ne insanın ne de görünmez bir varlığın daha önce hiç dokunmadığı yumuşak bakışlı eşler bulunacak.27
57 Öyleyse, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
58 İncilerin ve yakutların (güzelliği) gibi [muhteşem güzellikler vaad edildiği zaman,]
59 hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
60 İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey olabilir mi?
61 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
62 Ve o ikisinin yanında [başka] iki bahçe daha olacak;28
63 o halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
64 Yemyeşil iki [bahçe].29
65 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
66 Bu iki [bahçe]nin [her birinde] iki kaynak fışkıracak.
67 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
68 Onların ikisinde de [çeşit çeşit meyveler], hurmalar ve narlar olacak.
69 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
70 Ve bu [bahçeler]de [her] şeyin en muhteşemi ve en güzeli bulunacak.
71 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
72 [Kutsananlar, orada, harika] çadırlarda saf ve çekingen, yumuşak huylu eşleri30 [ile birlikte yaşayacaklar].
73 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
74 Daha önce ne bir insanın ne de görünmez varlığın dokunmadığı [eşler].
75 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?
76 [Onlar, böyle bir cennette] yeşil çimenler ve harikulade güzellikte halılar üzerinde uzanarak [hayat sürecekler].
77 O halde, hangi nimet ve kudretini inkâr edebilirsiniz Rabbinizin?

78 İHTİŞAM sahibi ve kerîm/Zu’l-Celâli ve’l-İkrâm olan Rabbinin ismi kutludur, yücedir!



Beyân terimi –"bir şeyin [zihinsel olarak] açıklanma ve tanımlanma araçları"nı gösterir (Râğıb)– hem düşünme hem de konuşma için geçerlidir; çünkü, bir şeyi veya bir düşünceyi anlaşılır kılma ve başka şeylerden veya düşüncelerden kavramsal olarak farklı kılma melekesi ile bu vukufiyeti konuşma ya da yazma dilinde ifade etme gücünü kapsar (Tâcu'l-‘Arûs): bu nedenle yukarıdaki bağlamda, insanın sahip kılındığı (bkz. 2:31 ve ilgili not 23) "bütün isimlerin bilgisi"ni (yani kavramsal düşünme yetisini) çağrıştıran "açık ve anlaşılır/berrak şekilde düşünme ve konuşma" olarak çevrilmiştir.
Lafzen, "belli bir hesaba göre."
Genellikle "terazi"yi gösteren mîzân ismi, burada, kelimenin hem somut hem de soyut anlamıyla herhangi bir araçla ölçme veya "ölçü" genel içeriğine (Zemahşerî) sahiptir. (Karş. mîzân teriminin 42:17 ve 57:25'deki temsîlî kullanımı.)
Klasik müfessirlerin çoğunluğu bu ifadede görülen ikil hitap tarzını –Rabbikumâ ("ikinizin Rabbi") ve tukezzibân ("siz ikiniz inkâr eder [yahut "edebilir"] misiniz")– insanların ve "görünmez varlıkların" (cinn —bkz. Ek. III) dünyaları ile irtibatlandırırlar; ama en ikna edici açıklama tarzı (Râzî tarafından da nakledildiği gibi), bu hitabın, Kur’an'ın muhatap aldığı iki insan kategorisine, yani erkeklere ve kadınlara yönelik olduğu şeklindedir. Benim "nimet ve kudret" şeklinde çevirdiğim âlâ çoğul ismi ise, lafzen, "nimetler" veya "ihsanlar"ı ifade eder; ama bu surede defalarca tekrarlanan yukarıdaki nakarat, yalnızca Allah'ın kullarına verdiği nimetlerle değil, ama daha genel olarak O'nun yaratıcılığının bütün tezahürleri ile ilgilidir ve bazı ilk dönem müfessirler, mesela Taberî'de zikredildiği gibi İbni Zeyd, âlâ terimini, bu bağlamda, kudret ("güç" veya "güçler") ile eş anlamlı görürler.
Bkz. 15:26 ve ilgili not 24.
Karş. 15:27 –"kavurucu rüzgarların ateşi (nâra's-semûm)"– böylece onların kökenleri ve yapılarının fiziksel olmadığı vurgulanmıştır. Cinn teriminin önemine, 6:100 ile ilgili not 86'da ve 37:158 ile ilgili not 67'de kısaca değinilmiştir; daha ayrıntılı bir açıklama için bkz. Ek III.
Yani, gündoğumunun ve günbatımının yaz ve kış mevsimlerindeki en uç noktalarının (bkz. 37:5 ve 70:40) ve "aralarındaki her şeyin": Allah'ın uzaydaki yörünge hareketlerinin nihaî etkeni olduğunu mecaz yoluyla anlatan bir ifade.
Bkz. 25:53 ve ilgili notlar 41 ve 42.
Lafzen, "denizde dağlar gibi." Gemilerin "Allah'a ait olduğu"na işaret edilmesi, insanın üretebildiği her şeyde tezahür eden insan zekasının ve icatçılığının –ki Allah'ın yaratıcılık güçlerinin bir yansımasıdır– Allah vergisi niteliğini vurgulamak içindir. (Bkz. ayrıca 42:32-34 ve ilgili notlar.)
10 Lafzen, "onun üzerinde bulunan herkes", yani yeryüzünde ve/veya, İbni Kesîr'e göre, cennette bulunan —çünkü ‘aleyhâ'daki zamir bütün bir evrene yöneliktir.
11 Lafzen, "yüzü" yahut "sîmâsı": klasik Arapça'da bir kişinin "benliği"ni yahut "tüm varlığı"nı mecazî olarak ifade etmek için kullanılan bir terim —bu örnekte, Allah'ın aslî varlığı veya gerçekliği anlamına gelmektedir. Karş. aynı zamanda 28:88, "O'nun [yüce] zâtından başka her şey yok olmaya mahkumdur."
12 Lafzen, "... herkes O'ndan istekte bulunur" [yahut "O'na yalvarır"], yani her şey kendi güvenliği ve hayatiyeti için O'na tâbidir.
13 Lafzen, "size döneceğiz."
14 Yani, "siz ey günah yüklü erkekler ve kadınlar" (bkz. yukarıdaki not 4). Râzî tarafından aktarılan bir yoruma göre, sekalân formu (sekal "ağır bir şey" kelimesinin ikil şekli), bu her iki insan kategorisinin günah işlemeye yatkın ve dolayısıyla günah ile yüklü olduğunu gösterir.
15 Ma‘şera'l-cinn ve'l-ins ifadesinin bu şekilde çevrilmesinin bir açıklaması için bkz. 6:128'in ilk paragrafı ile ilgili not 112.
16 Yani, Allah'ın hükmünden ve azabından kaçabilmek için.
17 Yani, "sizi(n cezanızı) ertelemeyi dilemedikçe": karş. 6:128'in son paragrafı ve ilgili not 114.
18 Bu, dihân teriminin birkaç muhtemel anlamından biridir; diğeri, edîm ile eş anlamlı olan (Zemahşerî) "taze tabaklanmış [yahut "kırmızı"] deri"; başka bir anlamı ise "zeytinyağı tortuları/köpükleri"dir (Râğıb). Bu anlamların hepsinin taşıdığı ortak bir düşünce vardır: Son Saat'te gökyüzünün maruz kalacağı anî ve beklenmeyen renk değişikliği (veya değişiklikleri).
19 Yani, günahkarlar "yapıp-ettikleri her şeyi [şimdi] önlerinde bulacaklardır" (18:49), ve "kendi dilleri, elleri ve ayakları bütün bu yaptıklarını [açığa vurarak] onlar aleyhine şahitlik yapacaktır" (24:24).
20 Bu, onların aşağılanmalarına ve düşecekleri utanç verici durumlara işarettir. Eski Araplar, birinin başka bir kimseye bağımlı oluşunu vurgulamak için "Onun perçemi/saçı, şunun-şunun elindedir" derlerdi. (Bkz. ayrıca 96:15-16 ve ilgili not 8.)
21 Hamîm'in "yakıcı ümitsizlik" olarak çevrilmesi konusunda bkz. 6:70'in son cümlesi ile ilgili not 62. Öteki dünyadaki mükafatların ve cezaların Kur’an'daki bütün tasvirlerinin temsîlî mahiyeti, günahkarların, cehennem ile yakıcı ümitsizlik arasında "gidip gelmeleri"nden (beynehâ ve beyne hamîm) –yani, maddî bir azap ile ümitsiz bir pişmanlık arasında gidip gelmelerinden– söz eden yukarıdaki ayetin ifade tarzında görülmektedir.
22 Yani, aynı anda yaşanacak olan iki tür cennet. Bu nokta üzerinde klasik müfessirler tarafından çeşitli açıklamalar yapılmıştır: mesela, bir cennet, iyi şeyler yaptıklarından dolayı, öteki cennet ise günahlardan kaçındıkları için" (Zemahşerî); yahut bir cennet, "hem maddî hem de ruhî zevkleri kapsadığı için sanki iki cennetmiş gibi [görünecektir]" (Râzî). Son olarak, cennetin "iki bahçesi"ne yapılan özel atfın –günahkarların "cehennem ile yakıcı ümitsizlik arasında gidip gelmeleri"ne yapılan önceki atıf gibi– öteki dünyadaki hayat ile ilgili bütün tasvirlerin temsîlî karakterine ve bu hayatta tasavvur edilebilir veya edilemez bütün duyarlılıkların ifadesi imkansız yoğunluğuna (yahut genişliğine) yapılan işaretleri kapsadığı sonucuna varılabilir. Cennetin güzellikleri ile ilgili sonraki tasvirlere de aynı sembolik görüş açısından bakılmalıdır.
23 Taberî'ye göre fenn (lafzen, "tarz" yahut "biçim") ismi, burada levn ("renk" yahut "ton") ile eş anlamlıdır. Efnân ismi iki katlı çoğul (cem‘u'l-cem‘) isimdir ve bu nedenle "birçok renkler" anlamına gelir; ve Tâcu'l-‘Arûs'da işaret edildiği gibi, fenn'in benimsenen birçok anlamından biri "harika bir şey" olduğundan, efnân da "birçok harika şey" şeklinde anlaşılabilir. Benim kabul ettiğim çeviri, bu her iki anlamı birleştirmektedir. —"Cennet" olarak isimlendirilen durumun tam tasvir edilemeyişi konusunda bkz. 32:17 ve ilgili not 15.
24 Cennetin "iki çeşme"si, 18:60-61'de sözü edilen "iki deniz"i akla getirir ve Beydâvî'ye göre, insanın ulaşabileceği iki bilgi kaynağını veya mecrasını sembolize eder: biri, dış olguların gözlenmesi ve zihinsel analizi aracılığıyla elde edilen (‘ilmu'z-zâhir), diğeri ise içsel, sezgisel bir kavrayışla elde edilen bilgi (‘ilmu'l-bâtın).
25 Zemahşerî: "bir cinsi bilinen/tanınan, diğeri yabancı (ğarîb)" —yani, yaşadığımız hayattaki tecrübelerimize dayanarak tasavvur edilebilen kavrayışlar yahut duyarlılıklar ile bizim için tasavvur edilemiyen ve bu nedenle, ancak remizler veya temsîller yoluyla hissedilebilenler. Bu anlamdaki "temsîl" (allegory) kavramı konusunda bkz. 3:7 ve ilgili not 8.
26 Karş. 18:31 ve ilgili not 41. "Halılara (yahut: "döşeklere/yataklara", 18:31) uzanmak", mutlak bir istirahatin ve zihin dinginliğinin bir sembolüdür. Cennetteki "halılar"ın atlastan dokunmuş olduğunun vurgulanması, muhtemelen, –halının örgüsünün normal olarak görünmemesi gibi– cennetin güzelliğinin derunî, ruhî bir tabiatta olması sebebiyle dış görünüş ile herhangi bir ilgisinin olmadığı düşüncesini anlatabilmeyi amaçlamaktadır (Râzî). Bu kavram, Zemahşerî tarafından nakledilen daha eski bir yorumda geçer ve sözkonusu yoruma göre burada bahsedilen "halılar" ışık'tan yapılmış halılardır.
27 Bkz. 56:35-36 ve ilgili not 14. Kâsirâtu't-tarf (lafzen, "bakışlarını kısanlar/kontrol edenler") ifadesi konusunda bkz. bu ifadenin Kur’an'da ilk defa geçtiği 38:52, not 46.
28 Müfessirlerin büyük kısmı, –çok ikna edici olmayan bir şekilde– "öteki iki bahçe"nin daha düşük sevabı olanların barınacakları yerler olduklarını iddia ederler. Bu zayıf ve biraz da temelsiz/keyfî yoruma karşılık, bana göre, "başka iki bahçe"nin daha önce zikredilen "iki" sıfatı ile bir arada kullanılması, cennet kavramıyla bağlantılı olarak sonsuzluk düşüncesini yansıtmak içindir: sonsuz bir şekilde sıralanan bahçe içinde bahçeler, tasvirde hafif değişiklikler gösterse de tümü yüce bir nimetin sembolleri olan bahçeler.
29 Yani, bolca sulanmaları sayesinde (Tâcu'l-‘Arûs). Unutulmamalıdır ki "yeşil" sıfatı, Kur’an'da çoğu zaman taze bir hayatı göstermek için kullanılır: mesela, cennet sakinlerinin giyecekleri "yeşil elbiseler" (18:31 ve 76:21) yahut uzanacakları "yeşil çimenler" (karş. bu surenin 76. ayeti).
30 Hûr çoğul isminin (ki hem eril, hem de dişildir) bu şekilde çevrilmesi konusunda bkz. bu terimin Kur’an'da ilk defa geçtiği 56:22, not 8 ve ayrıca 56:34, not 13.

  MUHAMMED ESED

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/10/2007 - ASR

Kategori: tefsir

103. Asr Sûresi

MEKKE DÖNEMİ
RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA

DÜŞÜN zamanın akıp gidişini!1
Gerçek şu ki, insan ziyandadır;
meğer ki imana erip doğru ve yararlı işler yapanlardan olsun,2
ve birbirlerine hakkı tavsiye edenlerden,
birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden...1



‘Asr terimi, ölçülebilir, birbirini izleyen devrelerden oluşan “zaman”ı gösterir (dehr ise, başı ve sonu olmayan, “sınırsız zaman”ı, yani “mutlak zaman”ı anlatır). Bu nedenle ‘asr, zamanın akıp gidişini, yeniden, bir daha yakalanamayacak olan zaman kavramını içerir.
Lafzen, “insan, şüphesiz ziyan [için]dedir, ... edenler hariç”.
    MUHAMMED ESED

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/10/2007 - FATİHA

Kategori: tefsir

RAHMÂN, RAHÎM ALLAH ADINA 1

HER TÜRLÜ ÖVGÜ/HAMD yalnızca Allah'a mahsustur, bütün âlemlerin2 Rabbi(ne)/el-hamdu li-llâhi Rabbi’l-Âlemîn.
Rahmân, Rahîm,
Hesap Günü'nün Hâkimi.
Yalnız Sana kulluk eder; ve yalnız Senden yardım dileriz.
Bizi dosdoğru yola ilet,
nimet bahşettiklerinin3 yoluna; gazab[ın]a uğrayanların ve sapkınlarınkine değil!4



Otoritelerin çoğunluğuna göre, (9. sure -Tevbe- hariç bütün surelerin başında yer alan) bu ifade Fâtiha'nın ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Bu nedenle 1. ayet olarak numaralandırılmıştır. Bütün diğer örneklerde ise besmele, surelerin başında yer alır ve fakat ayet sayılmaz. Rahmân ve Rahîm ilahî sıfatlarının her ikisi de “bağışlama”, “merhamet”, “şefkat” anlamına gelen ve fakat daha da kapsayıcı bir mana ifade eden rahmet isminden (bu ismin masdarından) türetilmişlerdir. İlk zamanlardan bu yana İslam alimleri, bu iki terimi birbirinden ayıran anlam nüanslarını tanımlamaya çalışmışlardır. Bu açıklamaların en ikna edici ve sade olanı İbni Kayyım'a aittir (Menâr I, 48'den naklen): (Ona göre,) Rahmân terimi, Allah'ın Varlığı kavramında içkin (mündemiç) bulunan ve ondan koparılması mümkün olmayan rahmet saçıcılığı vasfını kapsarken, Rahîm, bu rahmetin O'nun mahlukatı üzerindeki tezahürünü ve onlar üzerindeki etkisini, başka bir deyişle O'nun aktivite (faaliyet) tarafını ifade eder.
Bu ayetteki “‘âlemîn” terimi, hem maddî hem de manevî anlamdaki bütün varlık kategorilerini gösterir. Arapça rabb kelimesi, başka bir dilde tek bir terim ile kolayca ifade edilemeyecek kadar geniş ve girift bir anlamlar demetini kapsar. Bu ifade, bir şeyin sahipliği ve bunun gereği olarak o şey üzerinde otorite iddiasında bulunma ve bir şeyi başından sonuna kadar kurma/oluşturma, sürdürme ve besleme kavramlarını içerir. Bu çerçevede bir aile reisi, rabbu'd-dâr (“evin efendisi”) olarak adlandırılır, çünkü ailesi üzerinde bir otoriteye sahiptir ve onun idamesinden sorumludur. Aynı şekilde, karısı da rabbetu'd-dâr (“evin hanımı”) olarak çağırılır. Belirtme takısı (harf-i tarif) olan el ile başladığında rabb, Kur’an'da, özellikle bütün kainatın yegane besleyicisi ve idame ettiricisi -hem objektif, hem de kavramsal olarak- ve dolayısıyla her türlü otoritenin nihaî kaynağı olan Allah için kullanılır.
Yani, kendilerine peygamberî bir rehberlik bahşetmek ve ondan yararlanmalarını sağlamak suretiyle.
Hemen hemen bütün müfessirlere göre Allah'ın “gazab”ı (lafzî karşılığı “öfke”), insanın, Allah'ın rehberliğini bilerek reddetmek ve emirlerine aykırı davranmak suretiyle başına açtığı belalar ve felaketler ile eş anlamlıdır. Bazı müfessirler (mesela Zemahşerî), “nimet bahşettiklerinin yoluna...” pasajını şöyle anlamışlardır: “(Senin) gazab(ın)a uğramamış ve sapıklığa düşmemiş olanların (yoluna)”. Diğer bazı müfessirler de (mesela Beğavî ve İbni Kesîr) bu yorumu -ki olumsuz tanımlamalar ihtiva etmektedir- uygun görmezler ve surenin son ayetini benim yukarıda çevirdiğim şekilde anlarlar. Doğru yoldan sapan iki toplum ve insan kategorisi konusunda ise bazı büyük İslam düşünürleri (mesela Gazâlî, yahut sonraki dönemlerde Muhammed Abduh) şu görüşü benimsemişlerdir: Allah'ın gazabına uğrayanlar -ki kendilerini O'nun rahmetinden yoksun bırakanlar demektir- olarak tanımlanan insanlar, Allah'ın mesajından tam haberdar olan, onu anlayan ama kabul etmeyenlerdir. “Sapkınlar” ise ya hakikatin hiç ulaşmadığı, ya da onu hakikat olarak kabul etmelerini güçleştirecek kadar değişmiş ve bozulmuş olarak ulaştığı insanlardır (bkz. Abduh, Menâr I, 68 vd.).
MUHAMMED ESED

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Hayatın amacı kendisi değil , ötesidir!...

Kategoriler

Arkadaşlarım

ahsennur
aisece
1984nilufer
hafsa
mansur
hiramusta
beyazdilekcem
igra
nyucel
subat75
affeyleallahim
siyahpatya
amenna
resulevuslat
allame
***akif*** *******
receppiskin
umut27
ademyakub
rahmetli645
metekan
sivist
hisari
fatih03
nasibim
adimsonbahar
asr
biryaprakmisali
irmaksu
saclariniz
araf12
philton
webmasterkaynaklari
siberdevlet
mehmet orhan durdu
Seyma .
esmaulhusnafaziletleri
farenjitnedir
teknikpcdersleri
dergahli
abdullahbirisi
allahinadiyla
kesintisizguckaynagi
iremsultan
ccna
koaksiyel
fiberoptikci
beyonceresimleri
zekiye yıkılmaz
kartanesimisin
vahdetfm
griya
bayramsekeri
dostilleri
rahmetdamlasi
doymadimsana
mitchizmet
nurufirak
busraustaomer
nevyildiz
bilginerdogan

Clock Generator - bigoo.ws


Myspace Graphics

Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....