10/10/2007 - Ellerinden tutmalısın hayatı ...

ELLERİNDEN TUTMALISIN HAYATI
En isyankar zamanlarımda tanıdım onu . Kimseye güvenim kalmamıştı . Bakan yarı pişman nefretimi bulurdu gözlerimde ... Yüreğim nice kaygıların ayak izleriyle doluydu . Bir avuç sevgim kalmıştı yüreğimde ; onu da kendime saklıyordum . Yaşıyordum ! Tabi buna yaşamak denirse ... Kendini nehrin akışına bırakmış bir yaprağa benziyordum aslında . Nereye sürüklerse hayat , oraya akıp gidiyordum işte ...
Bir gün yine burnumdan soluyordum hayatı . Bir kitapçı dükkanındaydım . Dükkanın sahibi olduğu anlaşılan orta yaşlı amca , masasında oturmuş kitabını okuyordu . Bense aradığım kitabı bir türlü bulamıyordum . Başladım söylenmeye :
“ Bu nasıl kitap dükkanı ? Aradığım hiçbir şeyi bulamıyorum ! ”
Kendinden emin ve ciddi bir edayla :
“ Belki de yanlış şeyi arıyorsunuzdur . Ya da aradığınız her neyse , sizin bu hışmınızdan korkup bir yerlere sinmiştir . ” dedi .
Bu küstahça davranışa öyle kızmıştım ki , ne desem sinirim geçmezdi .
“ Ne demek bu şimdi ? Siz kimsiniz ki benim davranışlarımı sorguluyorsunuz ? ” diye çıkıştım .
Yine kendine has o emin ve ciddi duruşuyla :
“ Belki hiçbir şeyim , belki de tutunabileceğiniz dalı uzatabilecek tek kişiyim .” diye cevap verdi .
Sinirim bir kat daha artmıştı . Bu ne kendini beğenmişlikti böyle ? Hiçbir şey söylemeden çekip gittim . Ama bir türlü ne demek istediğini anlayamıyordum . Acaba ne söylemek istemişti ? Gözlerimde kimseye hissettirmediğim hüznü , yalnızlığı ve acıyı anlamış olabilir miydi ? İmkansız ! Çünkü ben onları nefretimin ardına gizlemiştim .
Ertesi gün dayanamayıp yeniden dükkana gittim . Masanın başına oturmuş kitap okuyordu . Beni görünce tebessüm etti . Kimseye güvenmeyen ben , bu tebessümü görünce , ilk defa yüreğimin ısındığını hissettim . Masasından kalkıp yanıma geldi .
“ Dün bulamadığınızı , tekrar aramaya mı geldiniz ? dedi .
“ Siz benim neyi aradığımı benden daha iyi bildiğinizi düşünüyorsunuz . Bu nedenle sizden istemeye geldim . ” dedim .
Sanki beklediği cevaptı bu . Birlikte kitaplığın en son rafına kadar yürüdük . Rafın en üstünde bir kutu vardı . Onu aldı . Açtığında içinde sadece beş farklı kitap vardı . Bir tanesini alıp , kutuyu itinayla eski yerine koydu . Kitabı bana uzatırken ;
“ Bu kitap ” dedi “ Senin için yazıldı . Ve bir gün senin gelip onu almanı bekledi . ” Gayri ihtiyari güldüm .
“ Bu ne saçmalık böyle . Hangi yazar sadece benim için kitap yazar ? Üstelik beni tanımadan ... ”
“Bu kitabı ben yazdım ve kutuda bulunan diğer dört kitabı da . Sadece beş kişi için . Ve biri sensin .”
“ Peki ” dedim “ Neden sadece beş kişi için ? ”
“ Bana bunun nedenini sormadan önce kitabı okumalısın . Üç gün sonra kitabı okuyup gelirsen nedenini anlatırım . ” dedi .
Eve gider gitmez kitabı okumaya başladım . İlk sayfasından itibaren hayretler içinde kalmıştım . Bu kitap resmen benim ruh halimi anlatıyordu .
“ Yüreğinde beslediğin umudundu , gönül bahçene diktiğin gül . Bir bahçıvan gibi itinayla bakmıştın ona . Çok çabalamıştın büyümesi için . Ve nerdeyse boyuna geldiği bir gün , hunharca kesip soldurmuşlardı gülünü . O günden sonra hiç umut gülün olmadı senin . Cesaret edemedin yeni umut gülleri dikmeye . Sen sadece gülünü soldurana kin besledin . Nefretle baktın herkese . Çok derinlere gömdün sevgini. Hayatın sürüklediği yere akıp gittin . Oysa yeni umut gülleri ekmeliydin .Sevginin tüm kapıları açabileceğini unutmamalıydın . Ve hayat seni değil , sen hayatı sürüklemeliydin ardından . Ama geç kalmadın henüz . Hala yeni umut gülleri ekebilirsin gönlüne . Sevgiyi yerleştirebilirsin gözlerine . Ve hala insanlık sıfatına dahil olabilirsin . Kalbinde nefrete yer yok senin . Nefret olan yerde gül yetişmez . ” Ve daha bir çok güzel söz vardı kitapta . Her biri benim için yazılmıştı sanki .
Nihayet üç gün dolmuştu . Dükkana gittim . Her zamanki gibi kitap okuyordu masasında . Yine tebessüm etti beni görünce .Ve aynı tebessümün bende de olduğunu gördü . Kitabının işe yaradığını düşünüyor olmalıydı .
“ Bana beşin anlamını anlatacaktın ? ” diye sordum .
Yine kitaplığın son rafına kadar yürüdük . Kutuyu açtı . Kitapları tek tek eline alarak ;
“ Bu beyaz kaplı kitap iyilik için yazıldı ; kötülüğü meslek edinen sahibini bekliyor . Bu yeşil kaplı kitap merhamet için yazıldı ; merhametini çok derinlere gömen birini bekliyor . Bu ebruli kitap mutluluk için yazıldı ; mutluluğu isteyen , fakat onu bir türlü kendi içinde aramayan sahibini bekliyor . Bu mavi kitap gökyüzü için yazıldı ; gökyüzünü yitirmiş , sahte renkleri kendine dost edinen ve ruhunu yeryüzüne hapsetmiş sahibini bekliyor . Son olarak sana verdiğim pembe kitap . O da nefretin içinde sıkışmış , kurtulmaya çalışan sevgi için yazıldı .Ve sahibini buldu.”
“ Peki ” dedim “ Bu kitapların sahibini nasıl anlayacaksın ? Ve beni nasıl anladın ? ”
“ Gözler ruhun içini gösterebilen tek açık penceredir .” dedi . “ Senin gözlerinde nefret vardı . Ama bu nefret sadece kapaktı . Kapağı açtığımızda sevgiyi içinden çıkarabilirdik . Ve ben sadece kapağı açmana yardımcı oldum . Diğer kitapların sahiplerini de gözlerine bakarak bulabilirim . ”
Onu tanıdıkça çok eşsiz bir insan olduğunu düşündüm . Herkesin kendi menfaati için çalıştığı bu zamanda , o başkalarının iyiliği için çabalıyordu . Bu nedenle ‘ belki de özel olarak gönderilmiştir ’ diye düşünüyordum . Sonra ki günlerde sık sık dükkana uğradım . Uzun sohbetler içinde zamanı unuttuk . Çok şey öğretti bana , hayata dair ... Diğer kitaplarda yavaş yavaş sahiplerini buluyordu . Ve o insanlarda tıpkı benim gibi minnettardı ona .
Bir gün “ Gidiyorum ” dedi . Burada işi bitmişti . İyiliği , merhameti , mutluluğu , gökyüzünü ve sevgiyi kaybetmiş başkaları da vardı . Hiç bıkmadan bunları taşıyacaktı insanlara .
“ Peki ” dedim “ Ya sen gidince yine eskisi gibi olursam ? ”
O hep gülümseyen yüzüyle baktı gözlerime .
“ Senin gözlerinde artık sevgi var . Üstelik nefretin kırıntısı bile kalmamış . Sevgi her güzel duyguyu beraberinde getirir . Geçenlerde küçük bir çocukla simidini bölüşürken gördüm seni . Artık sadece kendini düşünmüyorsun . Hatta kendinden daha fazla düşünüyorsun başkalarını ... Gönlüne diktiğin umut gülünde koskocaman oldu . Bak kokusu burnumuza kadar geliyor . ”
Güldük ... Bir süre sonra ben yine düşünceli gözlerle baktım yüzüne .
“ Eğer ” dedi “ Bu konuda bir şüphem olsaydı , bu şüphe geçene kadar gitmezdim . ”
Ertesi sabah erkenden dükkana gittim . İçeri girdiğimde başkası vardı onun masasında . ‘ Herhalde bir yere kadar gitti ’ diye düşündüm . Bir hayli zaman kitaplara baktım . Daha fazla dayanamayıp sordum ;
“ Buranın sahibi kitapçı amca , bugün gelmeyecek mi ? ”
“ O , bu sabah gitti . Zaten bir aylığına gelmişti . ” dedi .
Demek gitmişti ! Bu iyi yürekli insan , başkalarına kitaplarını götürecekti . Burada kalmasını istemek bencillik olurdu . Başkalarının da ihtiyacı vardı böyle insanlara . Keşke sayıları daha fazla olabilseydi ....
Sessizce veda ettim iyi yürekli kitapçıma . Eve doğru yürürken pembe bir gül aldım . Ve hep sevgiyi taşıdım yüreğimde . Hayatımın sonuna kadar sevgiyle sonsuzluğa &nb
|